Faydalı Bilgiler

AdBlue® suyu saf su içerir. Fakat çözeltideki mineral yoğunluğunu değiştirmek sistemin tamamının bozulmasına yol açar.

AdBlue® tankına %2 bile saf su eklenirse,  2 hafta sonra motor gücü büyük ölçüde düşer, ve araçta hasar oluşur.

Adblue® %67.5 deiyonize (mineralsiz - iyonsuz) sudur. Tanktaki mineral dengesi değiştirilerek SCR (seçici egzoz filtresi) ekstra doza maruz kalır. Bu durum aşağıdaki sonuçları doğurur:

  • Adblue® SCR sistemi AdBlue® sistemini besleyemez.
  • AdBlue® sistemi ECU (elektronik kontrol ünitesi) 'ya gücü azalma sinyali verir. Çünkü NOx gazlarının oranını azaltmak ister.
  • Aracınız serviste en az 3-4 gün kalır. Gerekli parça bulunamazsa bu süre uzar. Maliyetler katlanır.
  • Eğer tanka deiyonize su eklediğinizi anlaşılırsa 7500€ civarında ekstra maliyetlerle karşılaşabilirsiniz.

İyonlarından ayrıştırılmış saf suya deiyonize su denir.

Deiyonize kriterindeki su organik veya inorganik bileşenler barındırabilme ihtimali olan fakat iyonlarından ayrıştırılmış sudur. Yani ultra saf su deiyonizedir fakat deionize (iyonsuzlaştırılmış) tamamen saf olmayabilir. Bunun için kriter olarak iletkenlik kullanılır.

Suyun içinde çözünmüş ve kararlı olmayan elementler iyon olarak elektriksel yük taşır. İletkenlik değeri evrensel olarak siemens-metre birimiyle ölçülür.

Birim büyüklüğü olarak mikrosiemens kullanılır. Diğer kullanımları: microSiemens-centimeters, µS-cm,  µS, microS, microsiemens...

 Bu değerler 3 ayrı kategoride incelenir.

  • 0 - 0,065 arası: ultra saf su, 1. kalite
  • 0,065 - 10 arası: genel saf su, 2. kalite
  • 10 - 30 arası: 3. kalite

Su Nedir?

Su kohezyon özelliğine sahip olan, renksiz, tatsız ve kokusuz sıvı bileşiktir. 2 adet Hidrojen atomu ve 1 adet Oksijen atomundan oluşur. En küçük canlıdan, en büyüğe kadar tüm canlıların biyolojik yaşamlarını ve faaliyetlerini sağlayan bir sıvıdır. Yanıcı özelliği bulunmadığı gibi, ateşi söndürme özelliği bulunduğundan, yangınlarda fayda sağlar.  Yeryüzünün %70'i sulardan oluşur. Bu suların az bir kısmı kullanabilir özelliklere sahiptir. Bu suların %2,5'luk oranı içilebilmekte ve kullanılabilmektedir. Kalan bölümünü tuzlu sular ve yeraltı suları oluşturmaktadır.

Suyun özellikleri nelerdir?

Kohezyon ve adezyon özellikleri: Suyun kohezyon özelliğinin olması, yani kendi moleküllerinin çekim gücü sebebiyle dağılmadan kalabilir. Moleküller birçok maddeye yapışabildiğinden, ıslatma özelliği bulunmaktadır. Adezyon özelliği sebebiyle çekim gücüde yüksektir. Kohezyon ve adezyon özellikleri suyu kopmadan yükseltir ve taşınmasını sağlar. Bu özellikler canlıların yaşamları açısından faydalıdır. Kohezyon ve adezyon özellikleri çarpışarak, su daha sek yani yumuşak hale gelir. Bu özellik suyun rengi ve tadı ile anlaşılabilir.

Yüzey gerilim özelliği: Molekülleri arasındaki kohezyon kuvveti sebebiyle yüzey gerilimine sahip olan suyun bu özelliği gözle görülebilir. Çözünmez bir madde üzerine suyu döktüğünüzde, bu madde düşene kadar su üzerinde kalacaktır. Bunun sebebi moleküller arasındaki çekim gücündendir. Yüzeyde bulunan moleküller içeriye doğru çekilir. Bu durumda yüzeyde bir gerilim oluşur.

Kılcal hareket özelliği: Bu özellik suyun oldukça dar bir kanal boyunca, yerçekimine karşı hareketini ifade eder. Bu hareket yerçekiminin adezyon kuvvetini yenmesine kadar devam eder. Doğada ağaçlarda bulunan kılcal damarlardaki suyun yukarılardaki dallara kadar çıkması, bu özelliğe verilebilecek bir örnektir. 

Yüksek erime ısısına sahip olması: Suyun bu özelliği donmasını geciktirmektedir. 1 gram buzu eritebilmek için, 0 derecede 80 kalori gerekmektedir.

Isınma ısısının yüksek olması: 1 gram suyun sıcaklığını bir derece arttırmak için, bir kalorilik enerji gerekmektedir
Bu ısınma ısısı, amonyak dışındaki maddelerden daha yüksektir. Su bu özelliği sayesinde, daha fazla enerjiyi sıcaklığı arttırmadan toplayabilir.

Buharlaşma ısısının yüksek olması: 1 gram suyu 100 derecede su buharı haline getirebilmek için 539 kalori gerekmektedir. Bu özellik canlı sisteminin izotermal olmasında önemli bir yere sahiptir. 

Donma noktası farklıdır: Su yüzeyden başlayarak donmaya başlar. Çoğunlukla diğer kimyasallar dipten yukarıya doğru donmalarına rağmen, suyun katı hali olan buzun, sıvı halinden daha hafif olması sebebiyle, donma yüzeyden başlar. Göllerin önce üstünün donması bu sebepledir. Soğuk yerlerde bu özellik su içerisindeki canlılara yaşam olanağı sağlar.  

Elektriksel iletkenlik: Su içerisinde elektriksel iletiyi sağlayan etkenler, su içerisinde bulunan mineral tuzlar ve karbondioksit iyonlarıdır. Su güçlü bir iletken olarak düşünülse de, bu iletkenlik oldukça azdır.

Suyun insanlar için önemi nedir?

Yetişkin insanların vücudunun % 70'i sudan meydana gelir. Bu insanların kilosuna, yaşına ve cinsiyetine bağlı olarak değişiklikler gösterebilir. Yaş ilerledikçe, kadınlarda, zayıflarda su oranı daha düşüktür. Gıda ve içecekler ile sindirime alınan su, buradan kana ve kılcal damarlara geçerek, doku sıvısı haline gelir. Dokulardan kan dolaşımına, böbreklere, oradan da idrar, deri, solunum ve sindirim yoluyla dışarıya atılır. Günde 2500 ml su yetişkin bir insan için yeterlidir. Suyun vücuda girmesi ve atılması belli bir dengede olmalıdır. Vücuttan atılan su, alınan suyla dengede tutulmalıdır. İnsanların susuz yaşaması çok zordur. Suyun insan vücudundaki görevlerini aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.

  • Hücrelere gerekli olan maddeleri taşımak
  • Hücrelerin çalışabilmesi için gerekli olan katı maddeleri çözümlemek
  • Vücutta bulunan atık maddelerin vücut dışına taşınmasını sağlamak
  • Vücut ısısını dengelemek
  • Gıdaların sindirilmesine yardımcı olmak
  • Kanın hacmini dengeleme
  • Omurilik, beyin gibi organların dış uyarılara karşı korunmasını sağlamak

Suların Sertliği

Suların sertliği, sularda bir çok değişik bileşikler çözünür bunlar ise mg/1 diye ölçülür, karbonat, kalsiyum oksit, kalsiyum ya da kalsiyum çeşidinden ifade edilerek toplanabilir. Çözülen bu bileşiklerden genellikle kalsiyum ve magnezyum gibi  iki ayrı oksidasyon değerli olan iyonlardır. Sabunun kuvvetini keserek köpürme gücünü azaltırlar. Isıtıcılarda, sıcak su borularında, buhar kazanlarında ve çaydanlıklarda kireçlenmelere neden olur. İyonların sabunla birlikte köpürmeye yönelik direnme gücüne sertlik denir. Bu nedenle sabun sertliğini ölçebilmek için mutlaka bir ölçek olmalıdır.

Sabun suda ki sertlik çökelti; 2C17 H35 COONA++=(C17H35COO) 2 M+ Na +

Denklemde de görüldüğü gibi, suyun sertliğini meydana getiren iyonları, sabun, içine alarak çökeltip köpürmeye başlar. Bu duruma göre suda bulunan iki değerli iyonlar çok ise, değişik bir sözle anlatacak olursak suyun sertliği olabildiğince fazla ise, sabun kullanımı ve buhar kazanları, sıcak su boruları, kullanılan diğer su ısıtıcılarında taş tutma olayı yani kireçlenmeler daha da çoğalacaktır. Bu nedenle gerek fazla sabun tüketimi ve suların temparatür değişikliği, kireç tutması, ekonomik olan temizleme ve ısıtma işlerinin zorlaştırılması nedeni ile su sertliğinin çözümü nedeni ile araştırılmaya değer.

Sertliğe neden olan katyonlar: Ca. Mg. Sr. Fe. Mn

Sertliğe neden olan Anyonlar: HCO3-- SO4-- C1-- SLO3-- 

Suyun sertliğine neden olan katyon ve bunlarla aynı dengede bulunan anyonlar.
Yeryüzüne inen yağmur suları bile sularda yer alan fazla miktarlardaki solitleri çözmeyi başaramaz. Suda bulunan çözünürlük özelliği toprakta bulunan bakterilerin etkeni ile hasıl olur.

Yağmur suyu ile hasıl olan bakterilerin etkisi; CO2 + H2O.......... H2 CO3.......H+ +HCO3-

Genel anlamda sert sular, kalker bulunan ve üst toprağın çok yoğun olduğu alanlarda yer alır. Buna karşılık olarak yumuşak ve gevşek toprak kalker bulunmayan yerlerde daha çok mevcuttur. Suların sert oluşu insan sağlığına kesinlikle hiç bir etki yapmaz ve sağlık sorununa neden olmaz. Ancak sert sular temizlik işlerinde ve genel bakımda sabun ve deterjan sarfiyatın de bulunmamıza yol açar.

Su Sertliklerinin Sınıflandırılma Aşaması

Su sertlikleri her bölgede farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Buda bulunulan ortamın jeolojik yapısı ile alakalıdır. Yer altı suları yüzey sularına göre daha serttir. Su sertlikleri genel olarak 10ppm CaCO3'den itibaren 1800 ppm CaCO3'e kadar farlılık gösterebilir.

Suların sertlik Dereceleri CACO3 cinsinden şu Şekilde İfade Edilebilir

 

 

 

 

 

 

 


Bilinen sertlik değerleri açısından su değerleri


NSPI standardına göre suyun olması gereken değerleri


TSE 266 ya göre içme suyu değerleri

Saf su nedir?

Saf su içinde önceden var olan minerallerin, damıtma gibi yöntemlerle, alınmış olduğu sudur. Saf su içinde özellikle çocuklar ve yaşlılar için gerekli olan, kalsiyum, magnezyum, bikarbonat, sülfat, klorür gibi mineraller bulunmaz. Sertlik değeri çok düşük olan sular, (örneğin yağmur suyu) bir tür saf su sayılır. İçinde mineral bulunmadığı için tadı yavandır.

İletkenlik ve direnç değerleri sıcaklığa bağlı değişeceğinden bu birimlere ilave olarak sıcaklık değerleri de parantez içerisinde verilmektedir. Suda çözünmüş halde bulunan tuzlar da artı ve eksi yüklü iyon oluşumuna yol açarak iletkenlik değerini arttırmaktadır. Klorit ve sodyum iyonları da bu nedenle benzer etkiye sahiptir. Ayrıca bazı gazlar da örneğin karbon dioksit iyon oluşumunu pH kadar etkilemektedir. Daha önceleri suyun saflığını bozan maddelerin miktarları için ayrı ayrı sınır değerler tanımlanırken artık suyun iyon bakımından saflığının esas ölçüsü olarak toplam iletkenlik değeri bir sınır değer belirtilmektedir.

İçme suyu kaynak olarak alındığında reverse osmosis, deiyonizasyon, damıtma (distilasyon), iyon değişimi, filtreleme ve diğer uygun metotlar kullanılarak saf su üretilmektedir.

19. yüzyıldan itibaren suyun damıtılmasına yönelik birçok yöntem üzerinde çalışılmış ve özellikle kimya bilimi bu konuya büyük ilgi göstermiştir. Günümüzde tıbbi çalışmalardan ilaç üretimine oldukça geniş bir alanda yapılan tüm laboratuvar çalışmaları, kullanılan saf su sayesinde başarılı olmaktadır. Saf suyun elde edilmesi için kullanılan çifte destilasyon yöntemleri için dahi camdan yapılmış yeni teknik ekipmanlar geliştirilmiştir. Modern teknoloji sayesinde günümüzde saf su hızlı ve pratik bir şekilde üretilebilmekte ve bilimsel araştırmalar çok daha verimli şekilde sürdürülebilmektedir.

Saf Suyun Özellikleri

Saf suyun özellikleri arasında en önemlisi mineralleri de dahil içerisindeki tüm maddelerden ayrıştırılmış olmasıdır. Saf su genellikle 70 - 80 dereceye kadar ısıtılan suyun buharının yoğunlaştırılarak ayrı bir kaba aktarılmasıyla elde edilir, bu işleme distilasyon ya da damıtma adı verilir.

Saf suyun evlerde, sanayide ve tıpta pek çok kullanım alanı vardır. Uçak motorlarından akvaryumlara, otomobillerin akülerine kadar heryerde saf su kullanımına rastlayabiliriz. Otomotiv sektörü, kozmetik endüstrisi, tekstil sektörü, içecek ve alkollü içecek endüstrisi de saf suyun kullanıldığı yerlerdendir. Hava nemlendirici cihazlar, uyku apnesi hastaları için kullanılan cihazlar ve soğutma sistemlerinde de saf su vardır. Tıpta enjeksiyon esnasında kullanılan ilaç çoğu zaman saf suyla inceltilerek uygulanabilir. Buharlı ütülerde de saf su kullanılır. Bazı laboratuar çalışmaları ya da endüstriyel işlemler iki kere damıtılmış saf su gerektirebilir.

Deniz suyundan başka su kaynağının olmadığı kurak yerlerde ya da su kaynaklarının çok kirliği olduğu yerlerde arıtma yoluyla elde edilen saf su içme suyu olarak da kullanılır. Saf su elde etme işlemi sudaki sodyum, kalsiyum, demir gibi önemli mineralleri yok ettiği için saf suyun içme suyu olarak kullanımı tartışmalıdır, bazıları sağlıklı olduğunu iddia etse de bazı doktorlar ve bilim insanları ise saf suyun içme amaçlı tüketiminin sağlıksız olduğunu belirtmektedir. İçme suyu amacıyla kullanılacak saf suya bazen dışarıdan mineraller eklenebilir.

Saf suyun içiminin tek avantajı içerisindeki virüs ve bakterilerden arınmış olmasıdır. Bağırsak enfeksiyonu gibi durumlarda tercih edilebilir ya da normal içme suyunun yanı sıra iki günde bir saf su bir bardak tüketilebilir.

Saf suyun kokusu, tadı ve rengi yoktur. Günümüzde daha düşük maliyetli olduğu için endüstride saf su yerine deiyonize su da kullanılmaya başlanmıştır. Sertlik derecesi oldukça düşük olan yağmur suyu da bir çeşit saf su sayılır.

Antik Yunan'dan beri tarihte saf suyun bilindiği ve kullanıldığı ortaya çıkmıştır. Saf suyun ilk ortaya çıkışının deniz suyunun içme suyu haline getirilmesi amacıyla olduğu düşünülmektedir.

Saf suyun bir özelliği de iletken olmamasıdır. Saf su elektrik akımının iletilmesini sağlayan serbest elektronları içermez, elektriği iletmez, yani nötrdür.

Saf suyun değerleri şu şekilde olmalıdır:
Sıcaklık: 20 c
Bulanıklık: <5
Koku: Yok
Tuzluluk: 0
TDS (PPM): 0.01
Karbonat (CO): <0.01
Bikarbonat (HCO): <0.01
Klorür (CL): <0.01
Nitrat (NO): <0.3
Sülfat (SO): <0.01
Fosfat (PO): <0.01
Kalsiyum (CA): <0.01
Potasyum (K): <0.01
Magnezyum (MG): <0.01
Sodyum (NA): <0.01
Demir (FE): <0.01

Suyun atom modeli, suyun yapısını oluşturan iki hidrojen ve bir oksijen atomunun kimyasal bağ oluşturma şeklini açıklayan geometrik bir modeldir. Su gibi her bir molekülün yapısını açıklayan geometrik modelleri vardır. Suyun molekül yapısı, suyun moleküler yapısı veya suyun atomik modeli isimlerı de kullanılmaktadır.

Suyun atom medeli, iki hidrojen atomunun bir oksijen atomuna bağlanmasıyla ortaya çıkar. Düzgün dört yüzlü şeklindeki bu geometrik yapının tepe noktasında oksijen atomu yer almaktadır. Düzgün dört yüzlünün tabanında birbirine komşu olmayan iki köşede ise hidrojen atomları bulunur. Bu hidrojen atomları, tepe noktasındaki oksijen atomuna polar bağ ile bağlanırlar. Bu nedenle söz konusu geometrik şeklin tabanındaki birbirine komşu olmayan diğer iki köşesinde ise serbest ortaklanmamış elektronlar bulunur. Tepe noktası açısı, yani bir başka deyişle hidrojen atomlarının oksijen atomu ile yaptıkları bağın açısı da 104,5 derecedir. Buna bağ açısı denir.

Suyun atom modelini iyonik olarak da ele almak mümkündür.

Bu durumda negatif yüklü hidroksit iyonu (OH-) pozitif yüklü hidrojen iyonuna (H+) bağlanmış olur. Hidrojenin elektriksel yükü +1 , oksijenin ise -2'dir. Bu sebeple hidroksit iyonun yükü -1 olarak elde edilmektedir.

İki su molekülü arasında, birinin pozitif tarafı ile diğerinin negatif tarafı etkileşerek hidrojen bağı oluşturur. Oluşan bu hidrojen bağı, su moleküllerinin birbirine ve diğer maddelerin moleküllerine tutunmasını sağlar. Hidrojen bağı elektriksel farktan kaynaklanmaktadır. Su moleküllerinin birbirlerine tutunması olayı kohezyon gerilim olarak adlandırılır.

Suyun atom modeline, geometrik şeklin dışından bakıldığında, yapının elektriksel olarak nötr olduğu görülür. Fakat, düzgün dört yüzlü olan şeklin farklı noktalarında farklı elektriksel yükler vardır. Örneğin, suyun atom modelinde, hidrojen atomlarının bulunduğu bölge pozitif yüke sahip iken, diğer tarafta oksijenin negatifliği sebebiyle negatif yük hakimdir. Bu şekilde elektriksel farklılığa sahip olan moleküller polar yapıdadır denir

Su, iki hidrojen ve bir oksijen atomundan oluşan, H2O moleküler yapısına sahip inorganik bir maddedir. İyonik olarak da bir hidrojen iyonunun (H+), bir hidroksit (OH-) iyonuna bağlanması şeklinde tanımlanır.

Suyun molekül yapısı düzgün dörtyüzlü şeklindedir. Bu geometrik şeklin tepesinde oksijen atomu, birbirlerine komşu olmayan alt iki köşede oksijene bağlanmış iki hidrojen atomu ve diğer iki köşede ise ortaklanmamış elektron çiftleri bulunur. Hidrojen atomları oksijen atomuna 104,5 derecelik bir açıyla bağlanmışlardır. Bu açıya bağ açısı denir.

Suyun molekül yapısı dipol özelliktedir. Molekülün çevresinde elektrik dağılımı homojen değildir. Yapının oksijen tarafında elektron yoğunluğu fazla olup negatif yük (-) durumundadır. Benzer şekilde hidrojen tarafında ise elektron dağılımı görece düşüktür ve pozitif yük (+) durumundadır. Kısacası su, molekülün kendi içindeki yapı incelendiğinde, bir tarafı pozitif diğer tarafı negatif elektrik yükünde bir molekül yapısına sahiptir. Fakat, dışarıdan bakıldığında suyun molekül yapısı elektriksel olarak nötrdür.

Dipol karakterdeki moleküllerde olduğu gibi suda da katı ve sıvı halde hidrojen bağı kurulması oldukça kolaydır. Bir molekülün ortaklanmamış elektron çiftleri ile diğer molekülün hidrojen çekirdeği arasında bir hidrojen bağı oluşur. Bu durumu ortaya çıkaran karşılıklı elektrostatik reaksiyondur. Hidrojen bağıyla su moleküllerinin birbirlerine bağlanma olayı kohezyon gerilim olarak adlandırılır. Su moleküllerinin katı halde tamamı, oda sıcaklığında yüzde 70 kadarı ve 100 C suda neredeyse yarısı bahsedilen hidrojen bağlarıyla birbirlerine bağlanmış durumda bulunurlar. 

Sulu çözeltilerde, çözeltinin içerisinde bulunan moleküllerin anyon ve katyonlarının her biri su molekülleri tarafından çevrelenmiş bir durumda bulunurlar. Katyonlar(+), su moleküllerini negatif tarafından çekerken, anyonlar(-) ise pozitif tarafından aynı çekimi uygular. Yüksüz polar yapıya sahip moleküller su molekülleri arasında bulunan hidrojen bağını kırarak, bu bağı kendileri kurarlar. Şekerin suda iyi çözünmesinin sebebi yüksüz, polar yapıya sahip olmasından ötürüdür.

      İÇME SUYUNDA ÖLÇÜMÜ YAPILAN PARAMETRELER ve İÇME SUYU STANDARTLARI

İçme sularında aşağıda ayrıntılı bir şekilde izah edilen bakteriyolojik, fiziksel ve kimyasal parametrelerin ölçümleri yapılmaktadır:

1. Kaliform Bakteriler: Bulaşıcı bağırsak hastalıkları, dışkı ile kirlenmiş sular vasıtasıyla taşınırlar. Enfeksiyonlu kişilerin dışkılarında bulunan patojen, yani hastalık yapan organizmalar arasında bakteriler, virüsler, parazitler, protozoalar ve parazitik kurtlar yer alır. Su kaynaklarının dışkı ile kirlenip kirlenmediğini tayin etmek için aslında kendisi patojen olmayan koliform bakteriler indikatör organizma olarak kullanılır. Bu indikatör organizmaların tipik örnekleri Escherichia coli ve fekal streptokok bakterilerdir; her ikisi de insan barsaklarında bulunurlar. Bu organizmaların içme suyunda hiç bir surette bulunmamaları gerekir.

2. Sıcaklık: Bu parametre tamamen damak tadına hitap etmektedir. En uygun sıcaklık 1 0-12°C civarındaki sudur.
Çeşitli standartlarda sıcaklık değeri şöyledir:
      * TSE: 12-25°C
      * EC: 12-25°C

3. pH: Suyun pH'si, içinde çözünmüş halde bulunan C03-2 , HC03-, C02 ve OH- iyonlarına bağlıdır. pH'si düşük, yani asidik olan sularda C02 ve HCOr iyonları baskındır. pH'sl 6.5'dan düşük olan sular asidiktir ve dolayısıyla aşındırıcı bir etkiye sahiptir. Buna bağlı olarak arıtma tesislerinde, şebeke sisteminde ve evlerde metaller üzerinde aşındırıcı etki yapmaktadır. Bu yüzden içme suyunda ilave kirlilik yaratmaktadır. pH'si g.5'ten fazla olan suda tat problemi ortaya çıkar; suya sabunumsu bir kayganlık hissi verir. Ayrıca, bu tür suların taş yapma özelliği olur. pH'nin düşük ya da yüksek olması en başta endüstriyel kirlenmeye bağlıdır. Ayrıca, suyun geçtiği topraklar da pH'yi etkilemektedir. Yine, organik maddelerin su içinde bozunması sonucu suyun pH'si değişebilir. NH3 oluşumunda pH yükselir; C02 ve H2S oluşumunda ise pH düşer.
Çeşitli standartlarda pH değeri şöyledir:
      * TSE: 6.5-9.5
      * EC: 6.5-9.5
      * WHO: 6.5-8.5
      * EPA: 6.5-8.5

4. Renk: Suda renk fazlalığı istenmez. Çünkü bu durum, suda çözünmüş halde bulunan demir, mangan, krom, nikel gibi metal iyonları ile organik bileşiklerin varlığını göstermektedir. Ayrıca, estetik açıdan da suda renk istenmemektedir. Sudaki renk, bitkilerin bozuşması, toprak yapısı, evsel ve endüstriyel kirlenme sonucu olabilir.
Çeşitli standartlarda renk değeri şöyledir:
      * TSE: 20 birim
      * WHO: 1-15 birim
      * EPA: 1-15 birim

5. Bulanıklık: Bulanıklık öncelikle estetik açıdan önemlidir ve suyun tadını da etkiler. Suda bulunan askıdaki katı maddeler ve çözünmüş organik maddeler bulanıklığa neden olmaktadır. Dolayısıyla, istenmeyen maddelerin varlığına işaret etmektedir. Öte yandan, bulanıklığı yüksek olan sular klorlandığı zaman, çok daha zararlı ürünlerin ortaya çıkacağından kuşkulanılmaktadır. Bu yüzden iyi bir klorlama için bulanıklık 1 değerinden düşük olmalıdır. Bulanıklığın kaynağı, endüstriyel kirlenme, evsel kirlenme ve doğal bozunma olabilir.
Çeşitli standartlarda bulanıklık değeri şöyledir:
      * TSE: 1 NTU
      * EC: 1 NTU
      * WHO: 5
      * EPA: 1

6. İletkenlik: İletkenlik suda çözünmüş iyonların bir fonksiyonudur. Bu sebeple, izleyici bir parametredir. İçme suyunda iletkenlik artışı, suyun kirlendiğini ya da suya deniz suyunun karıştığını göstermektedir.
Çeşitli standartlarda iletkenlik değeri şöyledir:
      * TSE: 2500 µmhos/cm
      * EC: <400 µmhos/cm

7. Klorür: Klorür, suda tat ve aşındırma problemi yaratır. Fazlası tuzluluk hissi verir. Şebeke sistemini, şofbenleri, çamaşır ve bulaşık makinelerini olumsuz yönde etkiler. Sürekli içimi halinde böbrek ve yüksek tansiyon problemleri ortaya çıkabilir. Ayrıca, izleyici bir parametredir. Artması halinde ya deniz katkısı ya da endüstriyel bir kirlenmeden şüphe edilmelidir.
Çeşitli standartlarda klorür değeri şöyledir:
      * TSE: 600 mg/l
      * EC: 250 mg/l
      * WHO: 250 mg/l
      * EPA:250 mg/l

8. Serbest Klor: Suya sağlıklı bir dezenfeksiyon için katılır. Fazlası tat ve koku problemine yol açar. Ayrıca, oluşabilecek yan ürünler suda önemli ölçüde sağlık problemleri oluşturur. Özellikle, sağlık açısından sorun teşkil eden yan ürünleri arasında trihalometanlar (THM), klorofenoller, klorlu organik bileşikler bulunmaktadır. Kanserojen olabilirler; kötü koku yaparlar; tadı olumsuz etkilerler. Bu yüzden renkli ve bulanık sularda klorlama yapılmamalıdır.
Çeşitli standartlarda serbest klor değeri şöyledir:
      * TSE:0.5 mg/l CI2
      * WHO:5 mg/l C12

8. Sülfatlar: Suların tadını bozarlar ve aşındırıcı etki meydana getirirler. Fazla sülfatlı sular acımtıraktır, ishale sebep olabilirler. Aşındırıcılığı daha çok metal aksamlar ve beton sistemlerde görülür. Kaynağı evsel ve endüstriyel kirlenmedir.
Çeşitli standartlarda sülfat değeri şöyledir:
      * TSE: 25-250 mg/l S04
      * EC: 25-250 mg/l S04
      * WHO: 250 mg/l
      * EPA: 250 mg/l

9. Kalsiyum: Kalsiyumun vücut açısından doğrudan zararlı etkisi yoktur. Hatta, kemik yapısı için yararlı olabileceği bile iddia edilmektedir. Ancak, içim bakımından problem teşkil eder. Öte yandan, suyun taş yapma potansiyeli de artar. Çok düşük olması aşındırıcı etki yaratabilir. Sudaki kalsiyum suyun geçtiği toprak yapısına bağlıdır.
Çeşitli standartlarda kalsiyum değeri şöyledir:
      * TSE: 200 mg/l Ca
      * EC: 100 mg/l Ca

10. Magnezyum: Fazla olması durumunda gözlerde tahribata yol açar. ishal yapıcı etkisi ortaya çıkar. Sudaki magnezyum, suyun geçtiği toprak yapısına bağlıdır. Suya acılık verir.
Çeşitli standartlarda magnezyum değeri şöyledir:
      * TSE: 50 mg/l Mg
      * EC: 50mg/l Mg

11. Sodyum: Fazlası tat problemi oluşturur. Tuzluluk hissi verir. Soydum fazlalığı evsel ve endüstriyel kirlenme, toprak yapısı ve deniz katkısından kaynaklanabilir.
Çeşitli standartlarda sodyum değeri şöyledir:
      * TSE: 175 mg/l Na
      * EC: 200 mg/l Na
      * WHO: 200 mg/l

12. Potasyum: Etkisi sodyuma benzerdir. Kaynağını endüstriyel kirlenme, tarımsal gübreler ve toprak yapısı oluşturur.
Çeşitli standartlarda potasyum değeri şöyledir:
      * TSE: 12 mg/l K

13. Alüminyum: Fazlası suyun rengini bozar, bulanık mavimtrak görüntü verir. Böbreklerde tahribat yapar. Alzheimer hastalığı yaptığına dair iddialar vardır. Alüminyum fazlalığı su arıtımında aşırı alüminyum sülfat kullanılmasından, endüstriyel kirlenmeden veya toprak yapısından kaynaklanabilir.
Çeşitli standartlarda alüminyum değeri şöyledir:
      * TSE: 0.2 mg/l AI
      * EC: 0.20 mg/l AI
      * WHO: 0,20 mg/l
      * EPA: 0,20 mg/l

14. Sertlik: Bazı standartlarda maksimum sınır olarak 500 mg/I CaC03 verilir. Sudaki kalsiyum ve magnezyumun bir fonksiyonudur. Çok sert suların içimi hoş olmaz; bu tür sularda sabun / deterjan köpürmez, dolayısıyla daha fazla sabun / deterjan harcanır. Ayrıca, taş / kireç yapma özelliğinden dolayı sıcak su tesislerinde istenmez. Suların sertliği kaynaktan / toprak yapısından kaynaklanmaktadır.
      * TSE:
      * EC:
      * WHO: 500 mg/l CaC03
      * EPA:

15. Nitratlar: Sürekli olarak yüksek oranda nitrat içeren suları içmek (6 ay) ölüme yol açabilir. Boğaz hastalıklarına ve kan hastalıklarına yol açabilir. Bebeklere kesinlikle nitratilı sular içirilmemelidir. Midelerinde nitrite indirgenerek mavi hastalık denilen kan zehirlenmesine neden olur ve ölüme sebebiyet verir. Evsel ve endüstriyel kirlenmeden ve tarımda kullanılan gübrelerden kaynaklanır.
Çeşitli standartlarda nitrat değeri şöyledir:
      * TSE: 50 mg/l N03
      * EC: 50 mg/l N03

16. Nitritler: Nitratlara benzer etki gösterirler, ancak çok daha tehlikelidirler. Kan zehirlenmesine, kanda oksijen taşınmasını engelleyerek oksijensizlikten boğulmaya sebep olurlar. Kaynağını endüstriyel kirlenme ve gübreler oluşturur.
Çeşitli standartlarda nitrit değeri şöyledir:
      * TSE: 0,5 mg/l N02

17. Amonyum: Tat ve koku problemi oluşturur; insan sağlığı üzerinde olumsuz etkisi vardır. Sudaki amonyumun varlığı, suya evsel atıkların karıştığını göstermektedir. Dolayısıyla, bu tür sular potansiyel hastalık yapıcıdırlar. Evsel ve endüstriyel kirlenmeden, gübrelerden kaynaklanır.
Çeşitli standartlarda amonyum değeri şöyledir:
      * TSE: 0,05 - 0,5 mg/l NH4
      * EC: 0,05 - 0,5 mg/l NH4

18. Deterjanlar: Deterjanlar suda tat ve koku problemi yanı sıra köpüklenmeye de neden olurlar. Ayrıca, uzun süre deterjan yutulması kanserojen etki oluşturmaktadır. Evsel ve endüstriyel kirlenmeden kaynaklanır.
Çeşitli standartlarda deterjan değeri şöyledir:
      * TSE: 200 µg/I
      * EPA: 500µg/l

19. Fenoller: Fenollerin suda varlığı tat ve ko ku problemlerine sebep olur. Özellikle suyun klorlanması sonucu meydana gelen klorofenol bileşikleri çok düşük konsantrasyonlarda bile koku problemi meydana getirirler. Deri ve mukozada tahribata yol açmaktadırlar. Sudaki fenoller, ilaç, petrokimya, plastik sanayi, organik kimya sanayi atıksularının rezervuarlara ulaşmasından kaynaklanır. Kömür işleme tesislerinin en önde gelen bileşiklerindendir.
Çeşitli standartlarda fenol değeri şöyledir:
      * TSE: 0.5 µg/I
      * EC: 0.5 µg/I

20. Demir: Demirin suda aşırı bulunması suya metalik bir tat verir. Suda renklilik yapar. Bunlar sağlık bakımından bir sorun teşkil etmezler. Ancak, çamaşırhaneler, tekstil sanayi, sabun, diş macunu imalatı ve kağıt sanayinde kullanılan sularda demirin varlığı istenmez. Çünkü, demir ürünler üzerinde leke bırakır. Ayrıca, evlerde de porselenlerin zamanla sararmasına yol açar. Toprak yapısından ve endüstriyel kirlenmeden kaynaklanır.
Çeşitli standartlarda demir değeri şöyledir:
      * TSE: 200 µg/I Fe
      * EC: 200 µg/I Fe
      * EPA:300 µg/I Fe

21. Mangan: Etkileri demirinkine benzer.
Çeşitli standartlarda mangan değeri şöyledir:
      * TSE: 0,05 mg/l Mn
      * EC: 0,05 mg/l Mn
      * EPA: 0,05 mg/l
      * WHO: 0,5 mg/l

22. Bakır: Suda tat problemi yapmanın yanı sıra, uzun süre yüksek miktarlarda alınması karaciğer ve böbreklerde tahribata yol açar. Hastane ve çamaşırhanelerde de istenmez. Öte yandan, diğer metallerin aşınmasını hızlandırır. Sudaki bakır, kaplama sanayi atıklarından, alg ile mücadele programı çerçevesinde rezervuarlara atılan bakır süIfattan, tarım ilaçlarından kaynaklanır.
Çeşitli standartlarda bakır değeri şöyledir:
      * TSE: 2000 µg/I Cu
      * EC: 2000 µg/I Cu
      * EPA: 1000 µg/I

23. Çinko: İçme suyunda en fazla bulunabilmesine izin verilen metal iyonudur. insan sağlığı açısından önemli bir zararı yoktur. Hatta, suda bir miktar bulunması istenir. Zira, çinko vücut sağlığı için önemli bir mineraldir. Özellikle deri ve saç hücreleri yönünden önem taşır. Suda fazla bulunması halinde suya opalimsi bir görüntü verir. Sudaki çinko metal kaplama sanayinden kaynaklanır.
Çeşitli standartlarda çinko değeri şöyledir:
      * TSE: 5000 µg/I
      * EPA: 5000 µg/I

24. Fosfor: Taş yapma potansiyeli vardır. Fosforun göllerde bulunması göl yaşamı için önem taşır ancak, aşırı fosfor, göllerde alglerin aşırı çoğalmasına yol açar. Aynı zamanda fosforun varlığı, başka parametrelere dikkat çeker. İzlenmesi gereken bir parametredir. Evsel atıklardan, gübrelerden ve endüstriyel atıklardan kaynaklanır.
Çeşitli standartlarda fosfor değerleri şöyledir:
      * TSE: 400-5000 µg/I
      * EC: 400-5000 µg/I

25. Florür: Suda aşırı miktarda bulunması kemik ve diş sağlığını olumsuz yönde etkilerken, az bulunması halinde ise diş sağlığını olumsuz etkilemektedir. ABD'de suya flor bileşikleri katılarak bu etki bertaraf edilir. Sudaki florün varlığı, suya flor katılmasından, alüminyum sanayinden ve gübrelerden kaynaklanır.
Çeşitli standartlarda florür değeri şöyledir:
      * TSE: 1500 µg/I
      * EC: 1500 µg/l
      * WHO:1500 µg/l
      * EPA: 700 - 2400 µg/l

26. Askıdaki Katı Maddeler (AKM): Suda AKM bulunması tat ve koku problemi oluşturabilir. Yani öncelikle estetik açıdan önemlidir. Öte yandan bu tür maddeler içeren sulara, içeriklerinin bilinmemesi nedeniyle kuşkuyla yaklaşılmalıdır. Evsel ve endüstriyel atıklardan, bitki bozunma ürünlerinden ve yağışlardan kaynaklanabilir. İSKİ, İSKİ AKM için TSE standardını kullanmaktadır.
      * TSE: 1 mg/l

27. Baryum: Kemikler üzerinde olumsuz etkiler göstermektedir. Kemiklerde kalsiyum ile yer değiştirerek önemli deformasyonlara yol açar. Kan basıncını arttırır. Suda baryum varlığı, metal saflaştırma işlemlerinden kaynaklanır.
Çeşitli standartlarda baryum değeri şöyledir:
      * TSE: 300 µg/l
      * WHO: 700 µg/l
      * EPA: 1 µg/l

28. Arsenik: Çok iyi bilinen bir zehirdir. Suda yüksek miktarlarda bulunması doku bozulmalarına, dolaşım sistemi problemlerine yol açar ve ayrıca kanser riskinin yükselmesine sebep olur. Fizyolojik olarak protein yapısını bozduğu iddia edilmektedir. Sudaki arsenik varlığı, endüstriyel faaliyetlerden ve tarım ilaçlarından kaynaklanmaktadır.
Çeşitli standartlarda arsenik değeri şöyledir:
      * TSE: 0,05 mg/l
      * EC:O,O1 mg/l
      * WHO: 0,05 mg/l
      * EPA: 0,05 mg/l

29. Kadmiyum: Kadmiyum vücuttaki bütün hücreleri tahrip etmektedir. Özellikle böbrek ve karaciğerde önemli tahribatlar yapmaktadır. Çeşitli endüstriyel faaliyetlerden kaynaklanır ve toprağa geçerek yeraltı sularına karışabilir.
Çeşitli standartlarda kadmiyum değeri şöyledir:
      * TSE: 0,005 mg/l
      * EC:0,005 mg/l
      * WHO: 0,005 mg/l
      * EPA: 0,01 mg/l

30. Siyanür: Sinir sistemi ve tiroit bezi üzerinde önemli sorunlar yaratır. Çok iyi bilenen zehirlerden biridir. Sudaki canlı yaşamı için son derece tehlikelidir. Çeşitli endüstriyel faaliyetlerden kaynaklanır. Bazı meyvelerin çekirdekleri (kayısı çekirdeği, şeftali çekirdeği gibi) siyanür bileşikleri içermektedir.
Çeşitli standartlarda siyanür değeri şöyledir:
      * TSE: 50 µg/l
      * EC: 50 µg/l

31. Krom: En önemli problemi deride alerji yapmasıdır. Zehirli olan bileşikler daha çok +6 değerli bileşiklerdir. Sudaki krom, çeşitli endüstriyel faaliyetlerden kaynaklanmaktadır.
Çeşitli standartlarda krom değeri şöyledir:
      * TSE:0,05 mg/l
      * EC: 0,05 mg/l
      * EPA: 0,05 mg/l
      * WHO: 0,05 mg/l

32. Cıva: Sinirleri tahrip eden bir zehirdir. Ağız ve diş etlerinde tipik yaraların meydana gelmesine, böbreklerin tahrip olmasına neden olmaktadır. Vücuttan atılması zor olduğu için kronik zehirlenmelere yol açar. Endüstriyel faaliyetlerden kaynaklanır.
Çeşitli standartlarda cıva değeri şöyledir:
      * TSE: 0,001 mg/l
      * EC: 0,001 mg/l
      * EPA: 0,002 mg/l
      * WHO: 0,001 mg/l

33. Gümüş: Fazla miktarda gümüş iyonları vücuda alındığında cilt mavi-gri bir görünüm alır. 0.4-1 mg/l'lik konsantrasyonlar böbrekte, karaciğerde, dalakta hastalık yapıcı değişikliklere yol açar.
Çeşitli standartlarda gümüş değeri şöyledir:
      * TSE: 0,01 mg/l
      * EPA: 0,05 mg/l

34. Kurşun: Kurşunun insan metabolizması üzerindeki en önemli problemi, kan basıncını arttırması, böbrek tahribatı, dişlerde siyahlaşma, kanda ve idrarda kurşun miktarının yükselmesi şeklinde sıralanabilir. Ayrıca, kemiklerde kalsiyumun yerine geçerek kurşun fosfat şeklini alır ve buradan da kana geçmeye devam eder. Dolayısıyla, kemik yapısını bozar. Sudaki kurşun varlığı endüstriyel faaliyetlerden kaynaklanmaktadır.
Çeşitli standartlarda kurşun değeri şöyledir:
      * TSE: 0,05 mg/l
      * EC: 0,01 mg/l
      * EPA: 0,05 mg/l
      * WHO: 0,05 mg/l

35. Antimon: Yapı bakımından arseniğe benzer ve fizyolojik etkisi de aynıdır. Kanda kolesterol düşer ve kan şekeri yükselir. Endüstriyel faaliyetlerden kaynaklanır.
Çeşitli standartlarda antimon değeri şöyledir:
      * TSE: 0,01 mg/l
      * EC: 0,005 mg/l
      * EPA: 0,006 mg/l
      * WHO: 0,005 mg/l

36. Selenyum: Eser miktarda vücutla olması gereken bir ağır metaldir. Fazla alınması durumunda tırnaklarda ve saçlarda dökülmeler, kırılmalar, duygu kaybı şeklinde kendini gösterir. Kanserojen etkisi vardır, diş tahribatlarına yol açar. Endüstriyel faaliyetlerden kaynaklanır.
Çeşitli standartlarda selenyum değeri şöyledir:
      * TSE: 0,01 mg/l
      * EC: 0,01 mg/l
      * WHO: 0,01 mg/l
      * EPA: 0,01 mg/l

37. Pestisitler: Pestisit adı altında çok sayıda madde vardır: insektisitler (böcek öldürücüler), herbisitler (yabani ot öldürücüler), fungisitler (mantar öldürücüler), algisitler (alg öldürücüler) gibi. Ayrıca, inorganik bileşiklerden de bu sınıfa giren maddeler vardır: Bakırsülfat, 5H20 (göztaşı), As203 (zırnık, sıçan otu) gibi. DOT, aldirin, dieldirin, lindan gibi klorlu hidrokarbonlar, paration, malation gibi organofosforlu bileşikler de bu gruba dahildir. Bunların organizmalardaki etkileri çok çeşitlidir. Sularda öncelikle tat ve ko ku problemi yaparlar. Vücutla birikerek karaciğerde, böbreklerde, sinir sisteminde, kan dolaşımı sisteminde, beyinde önemli hasarlar yaparlar. Kanserojendirler.
Çeşitli standartlarda pestisit değeri şöyledir:
      * TSE: 0.1 µg/l

38. Dezenfeksiyon yan ürünleri: Trihalometanlar (THM): Klorla yapılan dezenfeksiyonun yan ürünleridir.
Çeşitli standartlarda THM değeri şöyledir:
      *TSE: 150 µg/l
      * EC: 100 µg/l
      *WHO: maksimum toplam 460 µg/l
      * EPA: maksimum toplam 80 µg/l

39. Bromat: Ozonla yapılan dezenfeksiyonun yan ürünüdür. Bunların su ile alınması durumunda karaciğer, böbrek, merkezi sinir sistemi tahribatı ortaya çıkabilir; ayrıca kanser riski taşımaları da söz konusudur.
Çeşitli standartlarda Bromat değeri :
      * EC : 25 µg/I
      * TSE:10 µg/I

TSE : Türk Standartları Enstitüsü (TS-266)
EC : European Commission (Avrupa Komisyonu)
WHO : World Health Organization (Dünya Sağlık Örgütü)
EPA : U.S. Environmental Protection Agency (A.B.D. Çevre Koruma Ofisi)

Kaynak: İSKİ

pH değeri herhangi bir çözeltinin asitlik veya bazlık durumunu ifade eden ölçü birimidir. Çözeltilerin pH değeri 0 ile 14 arası değişmektedir. 0 - 7 arası asidik, 7- 14 arası ise bazik çözelti anlamına gelmekte olup, 7 nötrdür.

Suyun pH derecesi de 0'dan 14'e kadar olan değerleri almaktadır. 0 - 7 arası asidik, 7 nötr ve 7 - 14 arası alkali su olarak adlandırılmaktadır. Saf suyun pH derecesi 7'dir. Suyun asidik özellik göstermesi içeriğinde fazladan karbondioksit bulunması, alkali özelliği göstermesi ise fazladan kalsiyum bikarbonat ve alkali tuzları içerdiği anlamına gelmektedir. Ayrıca içeriğinde potasyum, kalsiyum ve magnezyum bulunması suyun asitlik derecesini düşürmektedir. Hafif alkali sular, insan sağlığı açısından daha verimli ve faydalıdır.

Doğada bulunan kaynak sularının pH değerleri içerdikleri maddelere göre oldukça farklılık göstermektedir. Suyun pH derecesi içerdiği hidrojen iyonu derişimine bağlıdır. Hidrojen iyonu derişiminin on kat değişmesi, pH değerinin bir birimlik değişimine karşılık gelir.

Hem doğal kaynaklarda hem de içme sularında suyun pH değeri hafif alkali veya nötr olmalıdır. Özel olarak, kaynak sularında en uygun pH değeri 6,5 ile 8,5 arası, içme sularında ise 6,5 ve 9,2 arası olmalıdır. Doğal kaynak suları için yasal düzenleme gereği kullanım izin aralığı 4,5 ile 9,5 arası olarak belirlenmiştir.

İdeal suyun pH değerinin yanında sertlik derecesi de sağlık açısından oldukça önemlidir. Sertlik derecesi suyun içeriğinde bulunan magnezyum ve kalsiyum miktarlarının toplamıdır. Az miktarda kalsiyum ve magnezyum içeren sular yumuşak olarak tanımlanır ve içimi oldukça iyidir. Fakat, vücuda yeteri miktarda mineral alınmamasına sebep olur. Türkiye'de kullanılan içme sularının sertlik dereceleri genel olarak azdır. Suyun sertlik derecesi gibi suyun pH değeri de kalsiyum ve magnezyum değerlerine bağlıdır. 

Avrupa Birliği, içme suyu için 15 (FS) sertlik derecesini, Dünya Sağlık Örgütü ise 10 (FS) sertlik derecesini tavsiye etmektedir. En ideal içme suyu pH değeri ise 7,5 ve 8,5 arasıdır.

Suya ihtiyacın sürekli arttığı dünyamızda su depolama önemli bir  zorunluluktur.  Su depolarında, su gerektiğinde kullanılmak üzere depolanır. Acil durumlarda konutlarda ve sanayi tesislerinde olması gereken bir ihtiyaçtır.

İçme suyu depolama, yağmur suyu depolama, sulama suyu depolama, yangın suyu depolama gibi çok çeşitli amaçlarla su depoları kullanılır.  Betonarme, paslanmaz çelik, galvaniz, kagir, plastik ve fiberglas gibi çeşitleri vardır. . Kullanılacağı yerin özelliğine göre depo seçilerek bağlantı yapılır.

  

Günümüzde yaygın olarak modüler su depoları kullanılmaktadır. Modüler su depoları istenilen kapasitede ve ebatta istenilen yere kolayca taşınabilir. Bu yüzden binalarda ve diğer tesislerde kullanımı yaygın hale gelmektedir. İçme suyu depolama yaygın olarak modüler prizmatik veya silindirik şekillerde depo kullanılmaktadır.

 

 

AdBlue®, ürenin deiyonize su içerisinde %32,5 oranındaki çözeltisidir. Yani Adblue® ürünü oluşturan ham maddeler;

  • Amonyak ve karbon dioksitten üretilen sentetik bir kimyasal olan yüksek kaliteli üre

  • Saflaştırılmış ve mineral veya diğer kimyasallar bulunmayan deiyonize sudur. 

  • Kaliteli AdBlue®, üre üretim sürecinden doğrudan etkilenir. Bu yüzden yüksek kaliteli üre kullanılması ve ISO 22241 standartlarında üretim yapılması gerekir. Üre ile işlenmiş deiyonize su ile belirli sıcaklıkta üretim tanklarında karıştırılır.  

  • Daha sonra üretilen AdBlue® laboratuvar testlerine tabi tutularak standartlara göre uygunluğu kontrol edilir.

  • Üretilen ve testten geçen ürünler  istenilen ambalaj türüne göre paketlemesi yapılır.

Su herkesin bildiği şekliye 2 hidrojen atomu ve bir oksijen atomunun birleşmesinden oluşmuş yaşamın kaynağı sayılan bir yapıdır. Ancak su sadece bu moleküllerden ibaret değildir. Evrensel çözücü (solvent) özelliği olan su temas ettiği maddeleri de bünyesine katabilme özelliğine sahiptir. Bu maddeler vücudun ihtiyaç duyacağı faydalı maddeler olabileceği gibi vücutta istenilmeyen zararlı maddeler de olabilmektedir. İşte su arıtma suyun içerisinde bulunan zararlı maddeleri suyun içerisinden uzaklaştırma yani arındırma işidir.

Su arıtma doğada doğal bir proses olarak işlerken dünya nüfusunun kalabalıklaşması, sanayileşme gibi su kaynaklarının hızla kirlenmesine ve temiz su kaynaklarının giderek tükenmesine yol açmıştır. İnsanlık bu noktada yapay ve hızlı yöntemlerle suyun arındırılması metotlarını bulma yoluna gitmek zorunda kalmıştır. Birçok insan günümüzde su arıtma kelimesini antipatik olarak karşılamaktadır. Halbuki doğal kaynak suları diye adlandırılmış olan sular bile arıtılmış sudur. Doğanın arıttığı su insanlığın teknolojide bilinçli bilinçsiz hızlı bir şekilde ilerlemesi ile yetersiz kalmaktadır. Bugün birçok yeraltı suyu yeryüzüne kirli bir şekilde çıkmaktadır. Maalesef doğanın arıtma kapasitesine zarar vermiş durumdayız. Burada insanlığın yapabileceği iki husus var. Birincisi kirletmiş olduğumuz suları arındırma işlemi ile doğanın kendi arıtabileceği seviyelerdeki kirlilik durumuna getirmek (atık su arıtımı) ikincisi doğanın çabuk arıtamadığı temiz su kaynaklarını da yine arıtma işlemi ile sağlığımızı bozmayacak seviyelere getirmek (su arıtma ya da temiz su içme suyu arıtımı). Tabi yaşam kaynağımız suyu ve çevremizi kirletebilecek diğer unsurlar da (hava, katı atık, vs.) göz önünde bulundurulmalı ve doğanın arıtma kapasitesini bilerek ona aşamayacağı yük getirmemeliyiz.

Peki su arıtma nasıl yapılır?

Su arıtma işlemi doğada işleyen doğal bir prosestir. Yüzeysel sular çeşitli etmenlerle kirlenir, buharlaşma vasıtasıyla suyun en saf hali gökyüzüne taşınır ve bu su yine çoğunlukla temiz bir kaynak olarak gökyüzünden yeryüzüne inerek canlı yaşamının devamını teşkil eder. Yine yüzeyde çeşitli etmenlerle kirletilen sular topraktaki çeşitli katmalardan geçerek bir süzülme (filtrasyon) vasıtasıyla barındırmış olduğu kirliliklerden arınır. Tabi suyun burada tamamen saf halde olduğu beklenemez. Yeraltında bulunan çok çeşitli kayaçlar su içerisinde çözünerek suya farklı özellikler kazandırır. Bu işlemler yeraltında yüzlerce yıl sürebilmektedir. Şifalı suların çoğunluğu bu şekilde oluşmuştur. Yapay olarak icat edilen su arıtma teknikleri de yine doğadan ilham alınarak gerçekleştirilmiş tekniklerdir. İnsanoğlunun bekleyecek zamanı kalmamıştır. Bu yüzden doğadaki su arıtma prosesi taklit edilerek doğadan çok daha hızlı bir şekilde arıtma işlemini gerçekleştirebilmemiz gerekmektedir. Suyun yer altında ilerleyerek kirliliklerinden arınması takip edilerek kopyalanan filtrasyon sistemleri bilimin de katkısıyla doğadakinden çok daha hızlı sonuç vermektedir. Yine doğadan esinlenerek iyon değişimi prensibi ile sudaki kirlilikler zararsız olan maddelerle yer değiştirmek suretiyle arındırılmaktadır. Bitkilerdeki osmotik basınç farkından çok yoğun ortamdan az yoğun ortama geçişin tersinden esinlenerek reverse osmosis (RO, ters osmoz) su arıtma sistemleri icat edilmiştir. Ancak günümüzün teknolojisinde bile su içerisindeki zararlı yararlı madde ayırımı yapıp arıtma işlemi yapılamamaktadır. Ancak suyun saflaştırıldıktan sonra istediğimiz özelliklere getirilebilmesi mümkündür. Buna karşın doğadaki çeşitli sular bulundukları ortam münasebetiyle farklı özellikler gösterebilmektedir. Bu özellikleri sağlayan doğal mineraller ve su moleküllerinin yapısıdır. Su saflaştırıldıktan sonra bu minerallerin ilavesi ile su moleküllerine bu özellikler tekrar kazandırılabilmektedir. Bu şekilde etkin bir su arıtma prosesi işlemiş olacaktır.

Su arıtma evlerimize de bir ihtiyaç doğrultusunda girdi. Su kaynaklarımız artık yeteri kadar temiz değil. Bundan 50-60 yıl önce sadece klorlama ile evlere iletilen su arıtk bazı kirliklerden arındırmak için kurulan arıtma sistemlerinden geçtikten sonra evlerimize iletilebilmektedir. Piyasada satılan damacana ve şişe sularının ise hem maliyetsel hem de damacana kabının içerdiği zararlı kimyasalların suya karışma tehlikesinden dolayı sağlık açısından sorun oluşturması, evimize gelen suyun arıtılarak sağlıklı ve uygun maliyetli bir şekilde içilebileceği gerçeğini ortaya çıkarmıştır.

“®=Verband der Automobilindustrie e.V. (VDA) şirketine ait tescilli bir markadır."

adblue ankara, mekser adblue, ankara adblue, adblue üretimi, firma, mekblue, adblue nasıl üretilir, deiyonize su nedir, saf su nedir, suyun atom modeli, suyun molekül yapısı, adblue tankına su eklenir mi, suyun ph değeri, su depolama, su arıtma

TOP